<- Back to homepage

Erdoğan: 'Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi maalesef dinmedi'

Source: Cumhuriyet Siyaset - Published: 11 May 2026 16:24

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da katıldığı "Danıştay'ın 158. Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni"nde bir konuşma yaptı.

Konuşmasında yargı-siyaset ilişkisiyle ilgili mesajlar veren Erdoğan, "Yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının da yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi yoktur" dedi.

Yeni anayasa çağrısını da tekrar eden AKP'li Cumhurbaşkanı "Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp; toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız" ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus; devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibarıyla eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı; devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi; kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş, hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir.

Türkiye kalkınacaksa, büyüyecekse, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekün bir mücadele ile gerçekleşebilir. Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihimizin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Yakın dönem siyasi tarihimizde Danıştay’ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık’ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı, hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hale geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçektir ki yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının da yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi yoktur.

Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutmuş bu yetkinin bir yerindelik denetim şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur. Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız. Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan, giderek daha vehimsiz ve seviyesiz bir hal alan linç kültürünü elbette bunun dışında tutuyorum. Çünkü bu linç kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte. Hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır.

Kanuni Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen, Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi maalesef halen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında, son iki anayasanın maalesef darbelerin ve hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek, Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa; demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkanıyla önümüzde duruyor. Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp; toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasa ile inanıyorum ki; hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde, zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz."